Sınavların yoğunlaştığı, mevsim geçişlerinin yaşandığı
dönemlerde çocuk ve gençlerde hem psikolojik hem de fiziksel yorgunluk,
stres, vücut direncini ileri derecede bozmaktadır. Bu dönemlerde vücut
bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek, günlük beslenmeyi desteklemek
gerekir.
Op. Dr. Orhan Altıntaş
KBB ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı
Sınavların yoğunlaştığı, mevsim geçişlerinin yaşandığı dönemlerde
çocuk ve gençlerde hem psikolojik hem de fiziksel yorgunluk, stres,
vücut direncini ileri derecede bozmaktadır. Bu dönemlerde vücut
bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek, günlük beslenmeyi desteklemek
amacıyla Ekinezya, Mürver, Propolis gibi doğal ürünlerin ve Çinko, C
vitamini gibi vitamin ve mineral kombinasyonlarının kullanılması
uzmanlar tarafından önerilmektedir.
Dünyada her yıl 6 milyon çocuğun yetersiz beslenme sonucu bağışıklık
sisteminin zayıflamasından kaynaklanan enfeksiyonlar yüzünden öldüğü
bildirilmektedir. Beslenmemizde bağışıklık sistemimizin güçlenmesine
yardım edecek yeterli protein almaya, özellikle biyolojik değeri yüksek,
süt, süt ürünleri, yumurta gibi proteinleri tüketmeye dikkat
edilmelidir. Tüm dünyada Ekinezya, Çinko, Mürver, Propolis, vitamin ve
mineral kombinasyonları değişik hastalıkların tedavi protokollerine ek
olarak, günlük beslenmeyi desteklemek amacıyla, hastalıklardan korunmada
kullanılmaktadır. Ayrıca güçlü bağışıklık sisteminin öğrencilerde sınav
başarısını da arttırdığı bilinmektedir.
—Bağışıklık sistemi nedir? Bağışıklık sisteminin güçlü olmasında çocukluk dönemi ne kadar rol oynar?
Vücuda giren yabancı maddelerin etkisizleştirilmesi, dışarıya
atılması veya yok edilmesi görevini üslenen bağışıklık sistemi;
çevremizdeki çok sayıdaki virüs, bakteri, mantar ve parazit gibi
mikropların zarar verici etkilerine karşı bizi korur. Bağışıklık
sisteminin görevi öncelikle bu mikropların vücuda girmelerini ve
yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir.
Tıpta immün sistem denilen bağışıklık sistemi, “Timus Bezi, Kemik İliği,
Dalak ve Lenf Düğümleri”nden oluşan bir sistemdir. Buralarda üretilen
ve bağışıklık sisteminin askerleri olarak düşünebileceğimiz çeşitli
hücreler kan yoluyla vücuda dağılarak nerede ihtiyaç varsa orada
görevlerini yerine getirirler. Bu hücreler, insan bedeninde yabancı
maddelere ve mikroplara karşı durmaksızın sürdürülen savunmanın en
önemli unsurlarıdırlar. Grip,
nezle gibi hastalıklar işgücü kayıplarının en önemli nedenleri arasında
sayılmaktadır. Ayrıca ebeveynlerden birinin ya da ikisinin hasta
olması, çocuk gelişimini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. —Bahardan yaza geçildiği şu günlerde özellikle grip, nezle gibi salgın hastalıkların görülme sıklığı arttı. Korunmak için hangi önlemleri almalıyız? Grip
ve nezle yapan virüs denilen mikroplar çok yaygındır ve çok çabuk
bulaşır, özellikle risk gurubunda bulunan kişiler için tehlikelidir.
Bebekler, 65 yaşın üzerinde olan kişiler, astım dâhil kronik akciğer
hastaları, kalp ve böbrek hastalıkları olanlar ve bağışıklık sistemini
zayıflatan ilaç kullanan hastalar risk gurubundadır.
İlk yapılacak şey gripli kişilerden uzak durmak, öksürenlerin ve
aksıranların bulunduğu kalabalık yerlere gitmemek ve bulunmamaktır. Bu
mikroplar burun ve boğazımıza ellerimizden bulaştığından, ellerimizi sık
sık yıkamak faydalıdır.
Hastalıktan korunmanın yolu vücut direncinin ve bağışıklık sisteminin en
iyi durumda olmasıdır. İyi beslenmek, dinlenmek, stresten uzak durmak
ve sigara içmemek önemlidir.
Bağışıklık sistemini güçlendiren doğal bağışıklık artırıcıları özellikle salgın dönemlerinde kullanmak çok yararlıdır.
—Ekinezya, Çinko, Mürver, Propolis, C Vitamini bağışıklık sistemi üzerinde hangi rolleri üstlenirler?
Ekinezya, Mürver, Propolis gibi doğal besin takviyelerinin
antioksidan özellikleriyle bağışıklık hücrelerini serbest radikallerin
zararından korumanın yanı sıra kalp-damar hastalıkları, kanser ve
katarakta karşı da koruyuculuk sağladığı bilinmektedir. Antioksidan
özelliği ile hücreleri zarar görmekten koruyan C vitamininin ve çinkonun
yetersizliğinde bağışıklık sisteminin çeşitli bileşenleri
bozulmaktadır. Ayrıca C vitamini, sigaranın akciğerlerdeki lenfositlere
vereceği zararı da önler.
Bu tür doğal besin takviyelerinin mineral içerikleri ile bağışıklığı
güçlü tutmada önemli rolü vardır. Vücutta enfeksiyon olduğu zaman
bağışıklık hücrelerinin çoğalması ve hücreleri harekete geçiren kimyasal
maddelerin salgılanması için minerallere, özellikle de çinko, demir,
bakır, ve selenyuma ihtiyaç duyulur. Mineraller olmadan vitaminler görev
yapamazlar. Mineraller kemik, diş, yumuşak doku, kas, kan ve sinir
hücrelerinin yapısında bulunur. Hormon üretimi, sinirlerden mesaj
iletimi gibi birçok biyolojik reaksiyonu hızlandırıcı rol oynarlar.
Kalsiyum, iyot demir, magnezyum, fosfor, potasyum, selenyum, sodyum ve
çinko en önemlileridir.
— Stres, özellikle de çocuk ve gençlerdeki sınav stresi bağışıklık sistemini nasıl etkiliyor. Bu konuda neler yapılabilir?
Fazla yorgunluk, stres, uykusuzluk ve travmalar vücutta protein
yıkımına ve böylece direncin azalmasına neden olur. Mevsimsel ve
hormonal değişiklikler de bağışıklık sistemini zayıflatan
faktörlerdendir. Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla hazır bekleyen
mikroplar vücutta hastalık yapmak için harekete geçerler.
Özellikle sınavların yoğunlaştığı dönemlerde çocuklarda ve gençlerde hem
psikolojik hem de fiziksel yorgunluk ve stres vücut direncini ileri
derecede bozmaktadır. Yetersiz, kalitesiz uyku ve dinlenememek
vücudumuzun ve beynimizin kendini yenilemesini ve güçlenmesini engeller.
Hastalıklara ve mikroplara daha açık hale getirir. Bu da sık
hastalanmakla neticelenir. Eğitimdeki başarı da düşer. Bunları dikkate
alınca özellikle imtihanlar öncesi dönemlerde iyi dinlenmek, iyi
beslenmek ve vücut direncini arttıracak ek tedaviler yapılması daha da
önemli hale gelmektedir.
— Çocuklarımıza bu dönemde vitamin desteği yapmak yeterli olur mu? Başka neler yapabiliriz?
Sadece vitamin desteği mikroplarda korunma için yeterli
değildir. Diğer direnç artırıcılarla birlikte C,A,E vitaminlerinin
kullanımının yararlı olduğu bilinmektedir.
— Beslenme alışkanlığının bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerini açıklar mısınız?
Beslenme vücudun direncini etkiler. Protein ve enerji
bakımından yetersiz ve kötü beslenme durumlarında bağışıklık sisteminde
görevli yapıların vücudumuzu savunma gücü zayıflar. Beslenme
yetersizliği, özellikle çocuklukta hastalıklara yakalanma ve ölümde
büyük rol oynamaktadır. Eksik beslenme enfeksiyonlara ve bunların
zararlı yan etkiler oluşturmasına zemin hazırlamaktadır. Dünyada her yıl
6 milyon çocuğun yetersiz beslenme sonucu bağışıklık sisteminin
zayıflamasından kaynaklanan enfeksiyonlar yüzünden öldüğü
bildirilmektedir. Bunun için beslenmemizde bağışıklık sistemimizin
güçlenmesine yardım edecek yeterli protein almaya, özellikle biyolojik
değeri yüksek olan süt, süt ürünleri, yumurta gibi proteinleri tüketmeye
dikkat edilmelidir. Ayrıca bağışıklık sistemini oluşturan hücrelerin
organizmadaki hareketlerini sürdürebilmeleri için günde en azından 2–3
litre su içilmesinde fayda vardır. Bununla birlikte omega-3 yağ asitleri
adı verilen ve balıkta bolca bulunan yağ asitleri ve proteinli
gıdalardan aldığımız arginin amino asid, bağışıklık sistemimiz için
önemli besin kaynaklarıdır. Tüm dünyada Ekinezya, Çinko, Mürver,
Propolis, vitamin ve mineral kombinasyonları değişik hastalıkların
tedavi protokollerine ek olarak, günlük beslenmeyi desteklemek amacıyla,
hastalıklardan korunmada kullanılmaktadır.
Güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmanın avantajları;
- Enfeksiyonların şiddetinin azaltılması (özellikle risk gurubu olan
bebekler, okul çağındaki çocuklar ve yaşlılar için önemlidir)
- Soğuk algınlığı, nezle ve diğer enfeksiyonlara yakalanma olasılığını azaltılması,
- Kanser hücrelerinin yok edilmesi,
- Zararlı atıkların vücutta birikiminin önlenmesi,
- Vücudun çevredeki radyasyon ve benzeri kirlilikten korunması,
- Yaşlanma sürecinin yavaşlatılması.
B6 vitamini bağışıklık ve sinir sistemlerinin düzenli
çalışmasına yardım eder, folik asitse vücudu savunmak için savaşan
alyuvarların yapımında görev alır. Limon, portakal, mandalina, maydanoz,
kivi ve greyfurt bol miktarda C vitamini, ayçiçek yağı, badem, ceviz ve
fıstık türleri de E vitamini bulundurur. Sarı-turuncu, kırmızı, koyu
yeşil sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunan beta karoten de vücutta A
vitaminine çevrilerek yarar sağlamaktadır. Beta karoten havuç, ıspanak,
kabak, domates, havuç, ıspanak, brokoli, marul, patates, kayısı ve
kavunda da vardır. A vitamini kandaki beyaz hücre aktivitesini artırarak
kanser hücreleriyle savaşmaya yardım eder. Ayrıca; serbest radikallere
karşı ilk savunma hattımız olduğu düşünülen C ve E vitaminini,
beta-karoten içeren besinleri de sıkça tüketmeliyiz.
Vitaminler ve mineraller vücudun kendisi tarafından üretilemeyeceği için
yiyeceklerle alınmaları gerekmektedir. Dolayısıyla, beslenme ve
sağlıklı bir bağışıklık sistemi arasındaki bağlantıyı görmek çok
kolaydır. Ancak iklim, toprak, ürünün ham ya da olgun oluşu, ürün
toplama yöntemleri, taşıma ve depolama gibi çok sayıda faktör meyve ve
sebzelerde vitamin kaybına yol açabilmektedir.
Bu durumda sağlığımız için gerekli olan vitaminleri dışardan yani
çeşitli ilave vitamin takviyeleri ile sağlamamız gerekmektedir. Vitamin
ve mineraller; birbirlerinin etkilerini artırabilmek için multivitamin –
multimineral formülasyonları veya bitkisel preparatlarla kombinasyonlar
şeklinde de piyasada bulunabilmektedir.
Son zamanlarda, vitaminlerin sağlığımız üzerine etkilerine yönelik
araştırmalar yoğunlaşmıştır. Son dönemin en popüler takviyelerinden olan
antioksidanlar, vücudumuzu serbest radikallerin yol açtıkları
hastalıklara karşı koruyan bileşiklerdir.
Çeşitli vitamin ve mineraller, ya anti-oksidan bir enzimin parçası
olarak ya da tek başlarına antioksidan etki gösteriler. Minerallerden
selenyum, bakır ve manganez, serbest radikalleri yok etmek için bir
enzimle birleşir. Çinko hem antioksidan enzimlerin yapısına girer, hem
de metallotionein adlı kendine özgü bir antioksidan protein sayesinde
serbest oksijen radikallerini etkisiz hale getirir. Diğer yandan E, C, A
ve B6 vitaminleri ile beta-karoten, serbest radikalleri etkisiz hale
getirmek için enzimlerden bağımsız olarak görevlerini yerine getirirler.
8 Eylül 2013 Pazar
OMEGA-3 – Vücudun Üretemediği En Gerekli Yağ
Vücudun üretemediği ama mutlaka alınması gereken temel yağ
asitlerinin en önemlisi Omega-3‘tür. Besinlerden yeterli miktarda
alınamayan Omega-3 eksikliği özellikle çocuklarda beyin
ve göz gelişimi, dikkat eksikliği, davranış bozuklulukları, öğrenme
güçlüğü gibi birçok problemleri gündeme getirir. Yapılan bilimsel
araştırmalarda yetişkinlerde kalp krizi riskini azalttığı, Alzheimer,
diyabet, bağışıklık sistemi üzerinde etkili olduğu saptanmıştır.
Dr. Özlem Karahasanoğlu
Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı
Omega-3 vücut için temel yağ asitleridir ve haftada 3 kez balık yiyerek ihtiyacı karşılamak mümkündür. Ancak burada iki önemli problem var. Bir; Omega- 3’ün çok fazla olduğu balıklar soğuk ve derin deniz balıklarıdır. Tuna, sardalya, somon, ringa, uskumru gibi… İkincisi ise tüm dünya için geçerli olan deniz kirliliğidir. Soğuk su balıklarının denizden aldığı ağır metaller, tüketildiğinde insan vücuduna geçer. Özellikle gebelik ve küçük çocukluk döneminde vücuda besinlerle alınan ağır metallerin yol açtığı hasarlar hiçbir şekilde geriye dönülemez sonuçlar doğurur. Şu da yanlış bir algıdır; hiç balık yemeyelim… Bu gruplar dışında kalan balıklar tüketilebilir. Ancak günlük tükettiğimiz balıklardaki Omega-3 düzeyleri çok yüksek değildir.
Dışarıdan Takviye Şart!
Gebe ve küçük çocuklara haftalık 3 porsiyon balığı balık olarak değil bu etkilerden arındırılmış balık yağları olarak vermek daha doğru olabilir. Durum böyle olduğunda diğer önemli noktaya dikkat etmek gerekir; çok fazla balık yağı markası olduğu için ağır metallerden ayrıştırma sürecinin çok düzgün işlemlerden geçtiğinden emin olunması gereklidir. Balık yağları hazırlanırken tatlandırılır, kokuları biraz daha güzelleştirilir ya da hiç kokusuz hale getirilebilir. Gelişen son teknoloji ile artık kokusuz balık yağı üretmek mümkün olmaktadır. Balık yağı içmekte zorlanan çocuklar için kokusuz balık yağı sağlıklı bir seçenek olabilir.
Vücudun Üretemediği En Gerekli Yağ: OMEGA-3 Omega-3’ler vücudun olmazsa olamazlarıdır. Bazı şeyler vardır ki alsanız iyidir ama almasanız da olabilir. Omega-3 için bu böyle değildir. Beyin Gelişimindeki Rolü
Beyin gelişimi için ‘olmazsa olmaz’dır. Yapılan çalışmalarda annenin gebelik sırasında aldığı balık yağının bebeklerin ileriki yaşlarda algılamalarında fark yaratılabildiği gösterilmiştir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki; anne sütü balık yağı yani Omega-3 açısından zengindir. İlk 6 ay anne sütüyle beslenen bebekler anne sütü almamış olanlarla karşılaştırıldığında bilişsel fonksiyonları fark gösterebilir. Beyin ve göz gelişimi için ilk 2 yıl çok önemlidir. Anne sütü alamayan bebeklerin ve daha büyük çocukların dışarıdan almaları uygun olabilir.
Kalp-Damar Sağlığındaki Rolü
Kalp-damar sistemindeki damar sertliğine yol açabilecek olan yağ plaklarını azalttığı “tromboz “ denilen pıhtılaşmayı engelleyen süreçlere yardımcı olduğu ispatlanmıştır.
Bağışıklık Sistemindeki Rolü
Bütün hücrelerin zarlarında mevcut olan Omega-3 dolayısıyla tüm sistemlerin gelişmesi için önemlidir. Çünkü tüm sistemler iyi çalıştığında bağışıklık sistemi iyi çalışır. Bu nedenle bağışıklık sistemini direk etkiler.
Omega-3 Tedavinin Parçasıdır!
Sakinleştirici etkisi üzerine yapılan araştırmalarda Omega-3’ün depresyonu ve saldırgan davranışları azalttığı saptanmıştır. Hiperaktif çocuklarda faydası görülmüştür. Alzheimer ve diyabet tedavisinde de olumlu etkisi olduğuna dair çalışmalar vardır. Omega-3 yani balık yağı, kalsiyumun kemiğe yerleşmesine, dolayısıyla boy uzamasına da yardımcı olur.
Şunu unutmamak gerekir; Omega-3 tedavinin bir parçasıdır.
Kullanılan Doz Çok Önemlidir!
Fazla miktarda alındığında kanamalara sebep olabildiği gibi bazı beklentileri tam tersine çevirebildiği de görülmüştür. ‘Bu çok mucizevî birşey ben günde 3-5 kere alayım’ şeklinde bilinçsizce tüketilemez. Kesinlikle doktor tavsiyesinde alınmalıdır.Bazı durumlarda bazı ilaçlarla etkileşimde olabilir. Hem dozaj açısından hemde kullanılan ürünün güvenilirliği açısından en azından eczacıya danışılmasında fayda vardır.
Omega-3 ömür boyu alınabilir ama doğru dozajda. Bu sırada tabii ki balık yemeye devam edilmelidir. Yazları balık sezonu bitiyor balık yasağı başlıyor. Balık yenilemiyorsa Omega-3 tüketilmesi daha mantıklıdır. Ayrıca balık yağının başka bir deyişle Omega-3’ün mevsimi yoktur her zaman tüketilebilir.
Dr. Özlem Karahasanoğlu
Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Uzmanı
Omega-3 vücut için temel yağ asitleridir ve haftada 3 kez balık yiyerek ihtiyacı karşılamak mümkündür. Ancak burada iki önemli problem var. Bir; Omega- 3’ün çok fazla olduğu balıklar soğuk ve derin deniz balıklarıdır. Tuna, sardalya, somon, ringa, uskumru gibi… İkincisi ise tüm dünya için geçerli olan deniz kirliliğidir. Soğuk su balıklarının denizden aldığı ağır metaller, tüketildiğinde insan vücuduna geçer. Özellikle gebelik ve küçük çocukluk döneminde vücuda besinlerle alınan ağır metallerin yol açtığı hasarlar hiçbir şekilde geriye dönülemez sonuçlar doğurur. Şu da yanlış bir algıdır; hiç balık yemeyelim… Bu gruplar dışında kalan balıklar tüketilebilir. Ancak günlük tükettiğimiz balıklardaki Omega-3 düzeyleri çok yüksek değildir.
Dışarıdan Takviye Şart!
Gebe ve küçük çocuklara haftalık 3 porsiyon balığı balık olarak değil bu etkilerden arındırılmış balık yağları olarak vermek daha doğru olabilir. Durum böyle olduğunda diğer önemli noktaya dikkat etmek gerekir; çok fazla balık yağı markası olduğu için ağır metallerden ayrıştırma sürecinin çok düzgün işlemlerden geçtiğinden emin olunması gereklidir. Balık yağları hazırlanırken tatlandırılır, kokuları biraz daha güzelleştirilir ya da hiç kokusuz hale getirilebilir. Gelişen son teknoloji ile artık kokusuz balık yağı üretmek mümkün olmaktadır. Balık yağı içmekte zorlanan çocuklar için kokusuz balık yağı sağlıklı bir seçenek olabilir.
Vücudun Üretemediği En Gerekli Yağ: OMEGA-3 Omega-3’ler vücudun olmazsa olamazlarıdır. Bazı şeyler vardır ki alsanız iyidir ama almasanız da olabilir. Omega-3 için bu böyle değildir. Beyin Gelişimindeki Rolü
Beyin gelişimi için ‘olmazsa olmaz’dır. Yapılan çalışmalarda annenin gebelik sırasında aldığı balık yağının bebeklerin ileriki yaşlarda algılamalarında fark yaratılabildiği gösterilmiştir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki; anne sütü balık yağı yani Omega-3 açısından zengindir. İlk 6 ay anne sütüyle beslenen bebekler anne sütü almamış olanlarla karşılaştırıldığında bilişsel fonksiyonları fark gösterebilir. Beyin ve göz gelişimi için ilk 2 yıl çok önemlidir. Anne sütü alamayan bebeklerin ve daha büyük çocukların dışarıdan almaları uygun olabilir.
Kalp-Damar Sağlığındaki Rolü
Kalp-damar sistemindeki damar sertliğine yol açabilecek olan yağ plaklarını azalttığı “tromboz “ denilen pıhtılaşmayı engelleyen süreçlere yardımcı olduğu ispatlanmıştır.
Bağışıklık Sistemindeki Rolü
Bütün hücrelerin zarlarında mevcut olan Omega-3 dolayısıyla tüm sistemlerin gelişmesi için önemlidir. Çünkü tüm sistemler iyi çalıştığında bağışıklık sistemi iyi çalışır. Bu nedenle bağışıklık sistemini direk etkiler.
Omega-3 Tedavinin Parçasıdır!
Sakinleştirici etkisi üzerine yapılan araştırmalarda Omega-3’ün depresyonu ve saldırgan davranışları azalttığı saptanmıştır. Hiperaktif çocuklarda faydası görülmüştür. Alzheimer ve diyabet tedavisinde de olumlu etkisi olduğuna dair çalışmalar vardır. Omega-3 yani balık yağı, kalsiyumun kemiğe yerleşmesine, dolayısıyla boy uzamasına da yardımcı olur.
Şunu unutmamak gerekir; Omega-3 tedavinin bir parçasıdır.
Kullanılan Doz Çok Önemlidir!
Fazla miktarda alındığında kanamalara sebep olabildiği gibi bazı beklentileri tam tersine çevirebildiği de görülmüştür. ‘Bu çok mucizevî birşey ben günde 3-5 kere alayım’ şeklinde bilinçsizce tüketilemez. Kesinlikle doktor tavsiyesinde alınmalıdır.Bazı durumlarda bazı ilaçlarla etkileşimde olabilir. Hem dozaj açısından hemde kullanılan ürünün güvenilirliği açısından en azından eczacıya danışılmasında fayda vardır.
Omega-3 ömür boyu alınabilir ama doğru dozajda. Bu sırada tabii ki balık yemeye devam edilmelidir. Yazları balık sezonu bitiyor balık yasağı başlıyor. Balık yenilemiyorsa Omega-3 tüketilmesi daha mantıklıdır. Ayrıca balık yağının başka bir deyişle Omega-3’ün mevsimi yoktur her zaman tüketilebilir.
Bağışıklık Sistemi – Baharda Bağışıklık Sistemini Güçlendirmenin Doğal Formülü
Mevsim geçişlerindeki ısı değişiklikleri soğuk algınlığı vakalarının artışına sebep olur. Oysa sonbaharda bağışıklık sistemini
güçlendirmenin formülü hastalanmadan önce hastalıktan korunmakta yatar.
Avrupa İlaç Ajansı (EMEA) da onayladığı ve 21 derleme-çalışma analizine
göre soğuk algınlığında etkili ve güvenli tedaviler arasında: C
vitamini, ekinezya, mürver çiçeği, beta glukan ve çinko da
bulunmaktadır. Dr. Ebru Talum Gürpınar
Aile Sağlığı Uzmanı
Sonbaharın tipik özelliği havaların bir ısınıp bir soğuması hasta olma riskini artırır. Mevsim geçişlerinde yaşanan bu ısı değişikliği vücudun savunma mekanizmasını zayıflattığı için soğuk algınlığı, grip ve nezle vakalarının artışına sebep olur. Alınacak klasik ve basit bazı önlemler mevsimsel hastalıkları tedavi etmekten daha kolay ve daha ucuzdur. Bu dönemlerde hasta olmamak için dengeli beslenilmeli, vücudun direncini artıran C vitamini içeren gıdalar, portakal başta olmak üzere taze meyve ve sebzeler bolca tüketilmelidir.
Sağlıklı Yaşam İçin Doğal İpucu
4 yaşındaki çocuklar bu yıl okula başlayacaklar. Kalabalık ortam, stres çocukların bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkileyeceği için bağışıklık sistemlerinin güçlü olması hastalıklara karşı korunmada çok önemli. Bağışıklık sistemini güçlendirmek, sağlığı korumak ve önlem alabilmek için etkinliği yapılan araştırmalarda ortaya konmuş ekinazya ekstresi, mürver çiçeği, çinko, beta glukan içeren destek vitaminler alınmalıdır. Sonbahar aylarında bağışıklık sistemini güçlendirme yolları…
1. Bağışıklık Sistemi‘mizin güçlü olmasının önemi nedir? Vücudumuz tüm bulaşıcı hastalıklardan kendi savunma sistemi olan “Bağışıklık Sistemi” sayesinde korunur. Bu sistem çöker ise normalde hastalık yaratamayacak en basit bir zararlı organizma bile ölümcül sonuçlara yol açabilir. Vücut birçok çevresel etmene karşı savunmasız kalır. Üstelik kanser gibi hastalıklarla da vücudun başa çıkabilmesini bağışıklık sistemimizin güçlü olması sağlamaktadır. Kendini korumayan bir organizma er veya geç yok olacaktır. Bağışıklık sistemi de bizim kendimizi korumamızı sağlayan savunma sistemimizdir.
2. Neden bahar aylarında da bağışıklık sistemimizi güçlendirmeye ihtiyacımız vardır?
Mevsim geçişlerinde hastalık yapan mikropların doğada yayılımları artar, bir sıcak bir soğuk olan hava koşulları kişilerin bağışıklık sistemlerini zayıflatır ve hastalıklara karşı zemin hazırlar. Değişen hava koşullarına adapte olmaya çalışırken vücutta katabolizma artar bu nedenle organizmadaki bütün hücresel süreçlerin daha iyi iş görebilmek için desteğe gereksinimi olur. Bağışıklık sistemimiz de bu desteklenmesi gereken süreçlerden biridir. Çünkü zararlı mikroorganizmaların yayılımı çok daha kolay olduğundan bulaşması artar biz de daha fazla enfeksiyon riski ile karşı karşıya kalınır. Kişiyi koruyan da bağışıklık sistemi olduğu için onu sağlam tutmak şarttır.
3.Grip, soğuk algınlığı gibi hastalıkların genel sağlık üzerindeki başlıca zararlı etkileri nelerdir?
Grip viral bir hastalıktır. Bağışıklık sistemi normal çalışan bir insana bulaştığında, hafif ateş, kırgınlık, burun akıntısı, öksürük gibi semptomlar yarattıktan bir süre sonra iyileşir. Ancak eğer yeterli savunma yoksa, viral enfeksiyonun üzerine başka bazı ikincil enfeksiyon ajanları eklenebilir ve sinuzit gibi, pnömoni gibi, plörezi gibi, orta kulak iltihabı gibi daha ağrı enfeksiyonlar gelişebilir. Bu tür enfeksiyonlar da bağışıklık sistemi influenza virüsünü yenemeyecek denli zayıf bir hastayı ölüme sürükleyebilir. Küçük çocuklar ve yaşlılarda, özellikle de düzgün beslenemeyen kimselerde hele bir de ortamda sigara içiyorlarsa basit bir gribal enfeksiyon uzar ve hiç istenmeyen durumlar karşımıza çıkabilir.
4. Sonbahar aylarında hastalıklardan korumak için ne yapılmalıdır?
Düzgün beslenilmeli, mutlaka meyve ve sebze tüketilmeli, uykuya dikkat edilmelidir. Aşırıya kaçmamak kaydı ile içinde birçok mineralleri içiren fındık, kuru kayısı, badem, ceviz gibi kuru yemişler yemek ve en az 2,5 litre sade su içmek alınabilecek basit önlemlerdir. Toplu taşıma araçlarını kullanırken çok dikkat edilmeli, indikten sonra eller ve yüz mutlaka yıkanmalıdır. Kişisel hijyene dikkat etmek birçok enfeksiyona maruz kalınmasını engeller. Düzenli olarak dişlerini fırçalayan kişiler ağız boğaz ve sindirim sistemi hastalıklarına belirgin biçimde daha az maruz kalır. Havanın da son derece aldatıcı olduğu bu dönemde giysilere dikkat etmek ve fazla ince veya kalın giyinmemeye özen göstermek gerekir.
5. Bu mevsimde bağışıklık sistemini güçlendirmek için ne yapılmalıdır?
Bağışıklık sistemi yukarıdaki koşulları sağlanabilirse zaten kişiyi korur. Düzgün beslenen ve gerekli miktarda su tüketen bir insan zaten kendisine gereken vitamin ve mineralleri alır. Ancak bazı durumlarda yaşamında özel bir dönem geçiriyorsa; çalışma, uyku, beslenme düzeninde değişiklikler olmuşsa veya ruhsal durumunu etkileyecek olumsuz olaylar yaşıyorsa, aşırı stres altındaysa vitamin desteği alması doğru bir adımdır. Bu dönemlerde neye ihtiyaç duyduğunu belirlemek için doktor ve eczacıdan danışmanlık almak gerekir. Etrafımızda bulaşıcı hastalığı olan kişiler varsa, korunma ya da önlem alabilmek için vitamine ihtiyaç duyabilir. Örneğin ekinazya ekstresi, mürver çiçeği, çinko, beta glukanlar…
6. Ekinezya, mürver, propolis, beta glukan gibi doğal ürünlerin bağışıklık sistemi güçlendirmedeki etkileri nelerdir?
Erişkinler her yıl 2-3 kez soğuk algınlığına yakalanır ve işe gidemez. İnfluenza virüsünün yol açtığı hastalığın şiddeti konağın bağışıklık sistemine bağlıdır. Ekinezya bağışıklık sistemini aktive eder, savunma hücrelerinin etkinliğini artırır ve doğal öldürücü hücre aktivitesini artırır. İlk nezle belirtileri ortaya çıkar çıkmaz ekinezya kullanmaya başlanırsa semptomların süresi ve şiddeti azalabilir.
21 derleme ve çalışmanın analizine göre soğuk algınlığında etkili ve güvenli tedaviler arasında: Ekinezya, C vitamini ve çinko da bulunmaktadır.
Mürver hem antibakteriyel hem de antiviral (influenza) etkili olduğu için influenzanın sekonder komplikasyonlarına karşı da koruma sağlayabilir.
Mürver çiçeği (Sambucus Nigra)
Yaprakları, çiçeği, meyvesi ve kök ekstresi geleneksel tıpta bronşiti, öksürüğü, üst solunum yolu enfeksiyonlarını tedavi için kullanılırmış. 2004 yılında yapılan küçük fakat çift körlü bir çalışmada plasebo ile karşılaştırıldığında gribe benzer semptomların %50 daha az görüldüğü ortaya çıkartılmış.
Yine başka bir çalışmada da Influenza B tedavisi sırasında siyah mürver ekstresinin etkin olduğu ortaya konulmuş.
Kuzey ülkelerinde mürver çiçeği ekstresi nezle ve gripte, ateş ve öksürük tedavisi amaçlı olarak kullanılıyor.
Propolis
Geleneksel tıpta propolis viral hastalıklar, inflammatuar durumlar, ülserler ve yüzeyel yanıkların tedavisinde kullanılmıştır. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğine inanılır. Eski zamanlarda boğaz ağrısı olduğunda bir parça propolisin ağızda çiğnenmesinin hastalığa iyi geleceği düşünülürdü.
2003 yılında yayınlanan bir araştırmada propolisin immun modulatuar bir etkisinin olduğunu ve bunun T lenfositleri üzerinde daha etkili olduğunu gösterilmiştir.
Ayrıca Japonya’da yapılan iki çalışmada farelerde tümör oluşumunda propolisin inhibitör etkilere sahip olduğu gösterilmiştir.
Β-Glukanlar ve Bağışıklık Sitemi
Β-glukanlar bağışıklık sistemini aktive edebilme yetenekleri nedeniyle “biyolojik cevap düzenleyiciler” olarak bilinir. Bağışıklık sistemini aktive etmeleri nedeniyle enfeksiyon oluşumunu da azaltmaları söz konusudur. Β-glukanlar ile yapılmış çeşitli bilimsel çalışmalar mevcuttur. Shiitake mantarı, Sacharomyces cerevisae, Reishi, Maitake mantarları ve yulaf ve arpada mevcutttur.
Ekinazya (E. purpurea, E. angustifolia, E. pallida)
Bağışıklık sistemini uyarıcı etkilerinin yanısıra antioksidan etkinliği de mevcuttur. Konu ile ilgili bir çok bilimsel çalışma da mevcuttur. 2007 yılında Connecticut Üniversitesi’nde yapılna bir araştırmada soğuk algınlığına yakalanma riskinin yarı yarıya azalttığı ve bir grip enfeksiyonu başladıysa bunun süresinin yarı yarıya kısalttığı ortaya konulmuştur.
Öyle görünmektedir ki ekinazya ekstresinin etkileri hemen bir viral maruziyeti takiben alındığında veya daha iyisi profilaktik olarak enfeksiyon oluşması muhtemel dönemden 1 hafta önce başlanarak bir müddet devam ettirilmesi halinde ortaya çıkmaktadır. Daha önce Maryland Üniversitesi’nden yapılmış bir yayında da ilk soğuk algınlığı bulguları ortaya çıktığında ekinazya kullanılmaya başlandığında hastalığın süresinin kısaldığı belirtilmiştir.
8- Bitkisel ürünleri kullanırken nelere dikkat etmeliyiz?
Ekinezya, propolis, beta glukan, mürver gibi bitkiler uzun zamandır insanlar tarafından güvenle kullanılmaktadır. Propolis’in Kleopatra döneminden beri kullanıldığı bilinmektedir. Ekinezya ise Amerikan Kızılderilileri tarafındn yüzyıllardır kullanılmaktadır. Amerika Kıtasının keşfinden sonra modern tıp da bu bitkiyi kullanmaya başlamıştır. Yine de hassas bazı kişilerde alerjik reaksiyon riski göz önüne alınmalıdır.
9- Grip ve soğuk algınlığını önlemede tedavi maliyeti ve bu hastalıklara yakalanıldığı zamanki tedavi maliyeti nedir?
Bütün hastalık durumlarında, hastalık bir kere ortaya çıktıktan sonra tedavisi çok daha zor ve maliyetlidir. Üstelik hastalandıktan sonra çalışma gücü kaybı, işe gidememe, okulda devamsızlık olması, çocuk hasta olduğu için ona bakmak mükellefiyetindeki ebeveynin işten kalması ve verimliğinin azalması da indirekt bir maliyet yaratır. Basit bir soğuk algınlığının ikincil bir mikroorganizmaya zemin hazırlayıp daha ağır enfeksiyonlara dönüşmesiyle pnömoni gibi tehlikeli durumların ortaya çıkması hatta hastanın kaybedilebileceği durumlara yol açması söz konusu olabilir.
Bu nedenle hastalık oluşmadan önce alınacak önlemler her bakımdan hayat kurtarıcıdır. Kendimizi koruyalım. Sağlıklı beslenelim, uykumuza dikkat edelim, yeterli su içelim, hijyen kurallarına dikkat edelim. Gerektiğinde destek vitamin alalım ve hastalanırsak hekime başvuralım.
Aile Sağlığı Uzmanı
Sonbaharın tipik özelliği havaların bir ısınıp bir soğuması hasta olma riskini artırır. Mevsim geçişlerinde yaşanan bu ısı değişikliği vücudun savunma mekanizmasını zayıflattığı için soğuk algınlığı, grip ve nezle vakalarının artışına sebep olur. Alınacak klasik ve basit bazı önlemler mevsimsel hastalıkları tedavi etmekten daha kolay ve daha ucuzdur. Bu dönemlerde hasta olmamak için dengeli beslenilmeli, vücudun direncini artıran C vitamini içeren gıdalar, portakal başta olmak üzere taze meyve ve sebzeler bolca tüketilmelidir.
Sağlıklı Yaşam İçin Doğal İpucu
4 yaşındaki çocuklar bu yıl okula başlayacaklar. Kalabalık ortam, stres çocukların bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkileyeceği için bağışıklık sistemlerinin güçlü olması hastalıklara karşı korunmada çok önemli. Bağışıklık sistemini güçlendirmek, sağlığı korumak ve önlem alabilmek için etkinliği yapılan araştırmalarda ortaya konmuş ekinazya ekstresi, mürver çiçeği, çinko, beta glukan içeren destek vitaminler alınmalıdır. Sonbahar aylarında bağışıklık sistemini güçlendirme yolları…
1. Bağışıklık Sistemi‘mizin güçlü olmasının önemi nedir? Vücudumuz tüm bulaşıcı hastalıklardan kendi savunma sistemi olan “Bağışıklık Sistemi” sayesinde korunur. Bu sistem çöker ise normalde hastalık yaratamayacak en basit bir zararlı organizma bile ölümcül sonuçlara yol açabilir. Vücut birçok çevresel etmene karşı savunmasız kalır. Üstelik kanser gibi hastalıklarla da vücudun başa çıkabilmesini bağışıklık sistemimizin güçlü olması sağlamaktadır. Kendini korumayan bir organizma er veya geç yok olacaktır. Bağışıklık sistemi de bizim kendimizi korumamızı sağlayan savunma sistemimizdir.
2. Neden bahar aylarında da bağışıklık sistemimizi güçlendirmeye ihtiyacımız vardır?
Mevsim geçişlerinde hastalık yapan mikropların doğada yayılımları artar, bir sıcak bir soğuk olan hava koşulları kişilerin bağışıklık sistemlerini zayıflatır ve hastalıklara karşı zemin hazırlar. Değişen hava koşullarına adapte olmaya çalışırken vücutta katabolizma artar bu nedenle organizmadaki bütün hücresel süreçlerin daha iyi iş görebilmek için desteğe gereksinimi olur. Bağışıklık sistemimiz de bu desteklenmesi gereken süreçlerden biridir. Çünkü zararlı mikroorganizmaların yayılımı çok daha kolay olduğundan bulaşması artar biz de daha fazla enfeksiyon riski ile karşı karşıya kalınır. Kişiyi koruyan da bağışıklık sistemi olduğu için onu sağlam tutmak şarttır.
3.Grip, soğuk algınlığı gibi hastalıkların genel sağlık üzerindeki başlıca zararlı etkileri nelerdir?
Grip viral bir hastalıktır. Bağışıklık sistemi normal çalışan bir insana bulaştığında, hafif ateş, kırgınlık, burun akıntısı, öksürük gibi semptomlar yarattıktan bir süre sonra iyileşir. Ancak eğer yeterli savunma yoksa, viral enfeksiyonun üzerine başka bazı ikincil enfeksiyon ajanları eklenebilir ve sinuzit gibi, pnömoni gibi, plörezi gibi, orta kulak iltihabı gibi daha ağrı enfeksiyonlar gelişebilir. Bu tür enfeksiyonlar da bağışıklık sistemi influenza virüsünü yenemeyecek denli zayıf bir hastayı ölüme sürükleyebilir. Küçük çocuklar ve yaşlılarda, özellikle de düzgün beslenemeyen kimselerde hele bir de ortamda sigara içiyorlarsa basit bir gribal enfeksiyon uzar ve hiç istenmeyen durumlar karşımıza çıkabilir.
4. Sonbahar aylarında hastalıklardan korumak için ne yapılmalıdır?
Düzgün beslenilmeli, mutlaka meyve ve sebze tüketilmeli, uykuya dikkat edilmelidir. Aşırıya kaçmamak kaydı ile içinde birçok mineralleri içiren fındık, kuru kayısı, badem, ceviz gibi kuru yemişler yemek ve en az 2,5 litre sade su içmek alınabilecek basit önlemlerdir. Toplu taşıma araçlarını kullanırken çok dikkat edilmeli, indikten sonra eller ve yüz mutlaka yıkanmalıdır. Kişisel hijyene dikkat etmek birçok enfeksiyona maruz kalınmasını engeller. Düzenli olarak dişlerini fırçalayan kişiler ağız boğaz ve sindirim sistemi hastalıklarına belirgin biçimde daha az maruz kalır. Havanın da son derece aldatıcı olduğu bu dönemde giysilere dikkat etmek ve fazla ince veya kalın giyinmemeye özen göstermek gerekir.
5. Bu mevsimde bağışıklık sistemini güçlendirmek için ne yapılmalıdır?
Bağışıklık sistemi yukarıdaki koşulları sağlanabilirse zaten kişiyi korur. Düzgün beslenen ve gerekli miktarda su tüketen bir insan zaten kendisine gereken vitamin ve mineralleri alır. Ancak bazı durumlarda yaşamında özel bir dönem geçiriyorsa; çalışma, uyku, beslenme düzeninde değişiklikler olmuşsa veya ruhsal durumunu etkileyecek olumsuz olaylar yaşıyorsa, aşırı stres altındaysa vitamin desteği alması doğru bir adımdır. Bu dönemlerde neye ihtiyaç duyduğunu belirlemek için doktor ve eczacıdan danışmanlık almak gerekir. Etrafımızda bulaşıcı hastalığı olan kişiler varsa, korunma ya da önlem alabilmek için vitamine ihtiyaç duyabilir. Örneğin ekinazya ekstresi, mürver çiçeği, çinko, beta glukanlar…
6. Ekinezya, mürver, propolis, beta glukan gibi doğal ürünlerin bağışıklık sistemi güçlendirmedeki etkileri nelerdir?
Erişkinler her yıl 2-3 kez soğuk algınlığına yakalanır ve işe gidemez. İnfluenza virüsünün yol açtığı hastalığın şiddeti konağın bağışıklık sistemine bağlıdır. Ekinezya bağışıklık sistemini aktive eder, savunma hücrelerinin etkinliğini artırır ve doğal öldürücü hücre aktivitesini artırır. İlk nezle belirtileri ortaya çıkar çıkmaz ekinezya kullanmaya başlanırsa semptomların süresi ve şiddeti azalabilir.
21 derleme ve çalışmanın analizine göre soğuk algınlığında etkili ve güvenli tedaviler arasında: Ekinezya, C vitamini ve çinko da bulunmaktadır.
Mürver hem antibakteriyel hem de antiviral (influenza) etkili olduğu için influenzanın sekonder komplikasyonlarına karşı da koruma sağlayabilir.
Mürver çiçeği (Sambucus Nigra)
Yaprakları, çiçeği, meyvesi ve kök ekstresi geleneksel tıpta bronşiti, öksürüğü, üst solunum yolu enfeksiyonlarını tedavi için kullanılırmış. 2004 yılında yapılan küçük fakat çift körlü bir çalışmada plasebo ile karşılaştırıldığında gribe benzer semptomların %50 daha az görüldüğü ortaya çıkartılmış.
Yine başka bir çalışmada da Influenza B tedavisi sırasında siyah mürver ekstresinin etkin olduğu ortaya konulmuş.
Kuzey ülkelerinde mürver çiçeği ekstresi nezle ve gripte, ateş ve öksürük tedavisi amaçlı olarak kullanılıyor.
Propolis
Geleneksel tıpta propolis viral hastalıklar, inflammatuar durumlar, ülserler ve yüzeyel yanıkların tedavisinde kullanılmıştır. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğine inanılır. Eski zamanlarda boğaz ağrısı olduğunda bir parça propolisin ağızda çiğnenmesinin hastalığa iyi geleceği düşünülürdü.
2003 yılında yayınlanan bir araştırmada propolisin immun modulatuar bir etkisinin olduğunu ve bunun T lenfositleri üzerinde daha etkili olduğunu gösterilmiştir.
Ayrıca Japonya’da yapılan iki çalışmada farelerde tümör oluşumunda propolisin inhibitör etkilere sahip olduğu gösterilmiştir.
Β-Glukanlar ve Bağışıklık Sitemi
Β-glukanlar bağışıklık sistemini aktive edebilme yetenekleri nedeniyle “biyolojik cevap düzenleyiciler” olarak bilinir. Bağışıklık sistemini aktive etmeleri nedeniyle enfeksiyon oluşumunu da azaltmaları söz konusudur. Β-glukanlar ile yapılmış çeşitli bilimsel çalışmalar mevcuttur. Shiitake mantarı, Sacharomyces cerevisae, Reishi, Maitake mantarları ve yulaf ve arpada mevcutttur.
Ekinazya (E. purpurea, E. angustifolia, E. pallida)
Bağışıklık sistemini uyarıcı etkilerinin yanısıra antioksidan etkinliği de mevcuttur. Konu ile ilgili bir çok bilimsel çalışma da mevcuttur. 2007 yılında Connecticut Üniversitesi’nde yapılna bir araştırmada soğuk algınlığına yakalanma riskinin yarı yarıya azalttığı ve bir grip enfeksiyonu başladıysa bunun süresinin yarı yarıya kısalttığı ortaya konulmuştur.
Öyle görünmektedir ki ekinazya ekstresinin etkileri hemen bir viral maruziyeti takiben alındığında veya daha iyisi profilaktik olarak enfeksiyon oluşması muhtemel dönemden 1 hafta önce başlanarak bir müddet devam ettirilmesi halinde ortaya çıkmaktadır. Daha önce Maryland Üniversitesi’nden yapılmış bir yayında da ilk soğuk algınlığı bulguları ortaya çıktığında ekinazya kullanılmaya başlandığında hastalığın süresinin kısaldığı belirtilmiştir.
8- Bitkisel ürünleri kullanırken nelere dikkat etmeliyiz?
Ekinezya, propolis, beta glukan, mürver gibi bitkiler uzun zamandır insanlar tarafından güvenle kullanılmaktadır. Propolis’in Kleopatra döneminden beri kullanıldığı bilinmektedir. Ekinezya ise Amerikan Kızılderilileri tarafındn yüzyıllardır kullanılmaktadır. Amerika Kıtasının keşfinden sonra modern tıp da bu bitkiyi kullanmaya başlamıştır. Yine de hassas bazı kişilerde alerjik reaksiyon riski göz önüne alınmalıdır.
9- Grip ve soğuk algınlığını önlemede tedavi maliyeti ve bu hastalıklara yakalanıldığı zamanki tedavi maliyeti nedir?
Bütün hastalık durumlarında, hastalık bir kere ortaya çıktıktan sonra tedavisi çok daha zor ve maliyetlidir. Üstelik hastalandıktan sonra çalışma gücü kaybı, işe gidememe, okulda devamsızlık olması, çocuk hasta olduğu için ona bakmak mükellefiyetindeki ebeveynin işten kalması ve verimliğinin azalması da indirekt bir maliyet yaratır. Basit bir soğuk algınlığının ikincil bir mikroorganizmaya zemin hazırlayıp daha ağır enfeksiyonlara dönüşmesiyle pnömoni gibi tehlikeli durumların ortaya çıkması hatta hastanın kaybedilebileceği durumlara yol açması söz konusu olabilir.
Bu nedenle hastalık oluşmadan önce alınacak önlemler her bakımdan hayat kurtarıcıdır. Kendimizi koruyalım. Sağlıklı beslenelim, uykumuza dikkat edelim, yeterli su içelim, hijyen kurallarına dikkat edelim. Gerektiğinde destek vitamin alalım ve hastalanırsak hekime başvuralım.
1 Eylül 2013 Pazar
Blogger Temaları
Blogger Temaları' nın yeni adresi Websultan Webmaster Forumu,
Birçok alanda Blogger Teması bulabileceğiniz bir site. renk renk, farklı widget alanlara sahip Blogger Temalarının olduğu sitede aradığınız tüm özelliklerde paylaşımlara ücretsiz olarak yer verilmekte.
Sizde eğer bir blogcuysanız ve blogger temasına ihtiyaç duyuyorsanız Websultan'a bir göz atın.
Birçok alanda Blogger Teması bulabileceğiniz bir site. renk renk, farklı widget alanlara sahip Blogger Temalarının olduğu sitede aradığınız tüm özelliklerde paylaşımlara ücretsiz olarak yer verilmekte.
Sizde eğer bir blogcuysanız ve blogger temasına ihtiyaç duyuyorsanız Websultan'a bir göz atın.
Kurumsal Hosting
Hosting ve Domain piyasasında, adından bilinen ve sloganındanda anlaşılan ve size kamusal alanda hizmet verebilecek hosting firması Kamu Hostsizlere
en kaliteli hizmeti sunmayı amaç edinmiştir. 2012 yılında açılmış olan
kamuhost internet hizmetlerinin faaliyet belge nosu 2995′dir.
Kamu Host’da sizlerin internet üzerindeki taleplerini tam anlamıyla karşılamak amaçlı başlıca çalışmaları; hosting, alanadı, web tasarım, seo, backlink, sms paketleri ve mail paketleridir. Hizmet sunmuş olduğu tüm alanlarda profeynel anlamda çalışmalar yapmaktadır.
Bir bilişim firması arıyorsanız eğer Kamu Host’a bakmanızı tavsiye ederim. Kurumsal Hosting
Kamu Host’da sizlerin internet üzerindeki taleplerini tam anlamıyla karşılamak amaçlı başlıca çalışmaları; hosting, alanadı, web tasarım, seo, backlink, sms paketleri ve mail paketleridir. Hizmet sunmuş olduğu tüm alanlarda profeynel anlamda çalışmalar yapmaktadır.
Bir bilişim firması arıyorsanız eğer Kamu Host’a bakmanızı tavsiye ederim. Kurumsal Hosting
Etiketler:
alanadı,
backlink,
hosting,
kamu host,
mail paketleri,
seo,
sms paketleri,
web tasarım
Kurumsal Hosting
Hosting ve Domain piyasasında, adından bilinen ve sloganındanda anlaşılan ve size kamusal alanda hizmet verebilecek hosting firması Kamu Hostsizlere
en kaliteli hizmeti sunmayı amaç edinmiştir. 2012 yılında açılmış olan
kamuhost internet hizmetlerinin faaliyet belge nosu 2995′dir.
Kamu Host’da sizlerin internet üzerindeki taleplerini tam anlamıyla karşılamak amaçlı başlıca çalışmaları; hosting, alanadı, web tasarım, seo, backlink, sms paketleri ve mail paketleridir. Hizmet sunmuş olduğu tüm alanlarda profeynel anlamda çalışmalar yapmaktadır.
Bir bilişim firması arıyorsanız eğer Kamu Host’a bakmanızı tavsiye ederim. Kurumsal Hosting
Kamu Host’da sizlerin internet üzerindeki taleplerini tam anlamıyla karşılamak amaçlı başlıca çalışmaları; hosting, alanadı, web tasarım, seo, backlink, sms paketleri ve mail paketleridir. Hizmet sunmuş olduğu tüm alanlarda profeynel anlamda çalışmalar yapmaktadır.
Bir bilişim firması arıyorsanız eğer Kamu Host’a bakmanızı tavsiye ederim. Kurumsal Hosting
Etiketler:
alanadı,
backlink,
hosting,
kamu host,
mail paketleri,
seo,
sms paketleri,
web tasarım
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)